Stargate SG-1

Vuuuuhuuuu. En süperini en sona falan saklamak lazım aslında ama imkansız. Belki ilk ciddi anlamda oturup izlediğim ilk bilim kurgu serilerinden biri olduğu içindir ama SG-1 bir süre için kafayı yememe neden olmuştur. Amerikan-Kanada ortak yapımı seri Amerikan televizyonlarında en uzun süre yayınlanan seri olmuştur. Seri onuncu sezonun sonunda kontratını yeniletemedi ama yapımcılar seriyi Direct-to-DVD filmler ile devam ettirmeye çalışıyor. Şuana kadar iki tane film yaptılar. Üçüncüsü tahminen 2010'da çıkacak. Ama çıkacak. yoksa döverim.
Serinin çıkış noktası 1994 yapımı Kurt Russell'ın oynadığı Stargate. Fakat seride, serinin uzun soluklu bir proje olmasından dolayı bir çok değişiklik var. Konu kısaca şudur. Col. Jack O'Neill ve takımı (takımın içinde Kowalski diye bir eleman vardı hastayım ona, süper adam) kendine Ra diyen ve insanların bedenlerine girerek parazit halinde onların içinde yaşayıp onları kontrol eden Goa'uld diye bir ırkın elemanını öldürürler. Nasıl öldürürler? Niye öldürürler? Şöyle; Zamanında eski Mısır'da insanlar tanrılara tapıyor ya, ha bu tanrılar aslında bizim Goa'uld'lar. bunların uzay gemileri piramitleri andırıyor. Ve piramitler de bu uzay gemilerinin iniş yapmaları için tasarlanmış yapıtlar. Bunu bulan ve sonradan takıma katılacak olan Dr. Daniel Jackson. arkeolojist kendisi. (Ya ben çok uyduruk anlatıyorum size ama anlıyorsunuz siz, akıllı insanlarsınız kapıyorsunuz her şeyi.) Ve bunlar insanları köle olarak kullanıyorlar. Onların gözünde insanlar daha çok kıytırık, güçsüz ve aşağı yaşam formları. ve bu kölelik bütün galaksiye yayılmış. Goa'uld ırkı insanları galaksinin dört bir ucuna yerleştirmiş. (tabi bunu sadece Goa'uld yapmıyor ama devamı spoiler) Ha. tabi bunu başarmak sadece uzay gemileri ile çok zor. Ama, Stargate denilen kadim makineler var galaksinin her yerine çok eski bir ırkın yerleştirdiği. Doğru kordinatları girdiğiniz anda kocaman olan çark şeklindeki makine size bir solucan deliği yaratıyor ve kendinizi bir saniye sonra bambaşka bir gezegende buluyorsunuz. İşte, hikayedeki tüm kaosa, tüm ayrıntılara, mükemmeliğe rağmen sizi etkileyecek olan kısım bu; Yıldızkapısı.
Hikayeye geri dönelim; Fakat Eski Mısır zamanında halk ayaklanıyor ve Ra'yı Yerküre'den kovuyorlar. Güzelce pataklanan Ra da geri dönmüyor bir daha Yerküre'ye, dönemiyor da diyebiliriz çünkü insanlar Yıldızkapılarını gömüyorlar ki başka bir gezegenden dünyanın kordinatları girilirse solucan deliği tamamlanmasın. Günümüze kadar insanlar Goa'uld istilasından uzak yaşıyorlar. Tabi bu sadece Dünya'da yaşayan insanlar için geçerli. Sonra bizim dünyalılar bu Yıldızkapısını Eski Mısırdan kazarak çıkartıyorlar ve en sonunda çalıştırmayı başarıyorlar. Aksiyon, Eğlence lay lay lom böylece başlıyor.
Bizim maceralarına ortak olduğumuz takım da SG-1, Stargate Programının ilk ve en önemli takımı. İlk temas onların işi, günü kurtarmak onların işi, diplomasi kurmak ve sıcak savaş onların işi. ilk başta dört eleman olarak başlıyor takım sonra, oyuncuların gidip gelmesi diziden ayrılması vs. farklılaşıyor takımın kurgusu. 1) Takım lideri Körnıl Jack O'Neill; komik adamdır ama takımı ayakta tutar vs. gerçekten liderdir. 2) Arkeolojist Doktor Daniel Jackson, ilk başta O'Neill buna gıcık oluyordu, ama sonra kanka oldular vs. 3) Takımın Mr.Spock'ı Captain Samantha Carter çok hoş hatundur, eli de silah tutar şahane kadın ya. 4) Ha işte bu eleman bambaşka bir şey; Teal'c. Bu eleman aslında bir Jaffa'dır. Jaffa'lar şöyle bir ırk; Goa'uld bebekleri büyüyene kadar insanları ele geçirip kontrol altında tutamazlar, çünkü güçsüzlerdir. heh işte büyüyene kadar bu küçümenler insan soyundan gelen Jaffa'ların karınlarında yaşarlar, çünkü Jaffa'ların çoğu iç organı yoktur ve yaşamaları için bu bebeklere muhtaçtırlar. Jaffa'lar aynı zamanda Goa'uld ordusunu oluşturur. vs. Ama bizim Teal'c "Freedom!" ayakları ile tanrısı Apophis'e ihanet edip insanlara katılır. Tabi başka inanmaz çoğu insan onun sözüne, ama Jaffa'lar harbi bir ırktır!
Kısacası, bir YıldızKapısı var ve ordu (Amerikan ordusu, daha sonra hikaye gelişince diğer devletler işin içine giriyor) takımlar yollayarak farklı gezegenleri ziyaret edip, farklı ırklarla tanışıyorlar, galaksiyi keşfediyorlar. Aynı zamanda Goa'uld ile savaşmak için yandaş da aramaktan geri kalmıyorlar. Anlatmayı başarabildiysem, şuanda ağzınızın suyu akmalı "ben bunu izlemeliyim." diye. Nitekim ben ikiyüz küsür bölümü bir oturuşta izledim. Bütün bir hafta kanepeden kalkmadım.
Stargate Atlantis

Şimdi bu seri SG-1'ın spin-off'umsu serisi. sekizinci sezondayken SG-1, Atlantis başlıyor. Beş sezonun sonunda bu dizimizin de kontratı yenilenmiyor ve yapımcılar yine direct-to-DVD ile film çekmeye başlıyorlar dizi için. Dizinin ilk filmini ben bu yaz sonunda bekliyorum.
Dizi, bizim elemanların Pegasus Galaksisi'nde kadim Atlantis şehrini bulmaları ile başlar. (Aslında dizinin temelleri SG-1'da atılıyor.) Fakat Pegasus Galaksisi Samanyolu'na çok uzaktır. E haliyle kocaman galaksi be. bu yüzden Atlantis programına yazılanların Dünya ile bağlantıları sıfırdır. Bir kere Yıldızkapısından geçp Atlantis'e ayak bastılar mı geri dönemezler. Çünküm Dünya'nın kapısı galaksiler arası bir solucan deliğini sabit tutacak kadar güçlü değildir. Bizim Atlantis elemanları lay lay lom Galaksiyi dolaşırken daha ilk bölümden yeni kötülere, Wraith'lere rastlarlar. Bu elemanlar ellerindeki yuvacıklar ile insanların yaşam enerjilerini emerek beslenen süper, über güçlü varlıklardır. Goa'uld gibi kıytırık parazit değil yani bu elemanlar. Sonuçta bizim elemanlar Wraith ile kapışırken yine Galaksiyi dolaşıp maceraya dalarlar.
Bu sonbahar Stargate Universe diye yeni dizileri başlayacak, sabırsızlıkla bekliyoruz.
Babylon 5

Bütçesi az bir yapım Babylon 5. özel efektleri gerçekten çok boktan. ama inanılmaz bir senaryoya sahip. Şimdi senaryoda bir bütünlük var. Adam demiş ben bu diziyi beş sezon yapacağım, şöyle şöyle ilerleyecek hikaye demiş. Yapmış. Hey yavrum. her bölümün senaryosu da ayrı bir inanılmazlık içeriyor. Hiçbir şey unutulmamış oluyor 5 sezonun sonunda her şey anlatılmış oluyor.
Şimdi efendim hikaye şöyle; Babylon 5 diye bir istasyonumuz var. Bu adından belli 5. istasyon. diğerleri ya sabote edilmiş ya da esrarengiz şekillerde yok olmuş vs. İnsanlar tarafından kurulan istasyonun amacı, İnsanlar ve Minbari savaşından sonra galakside barışı sağlamak. işte efendim tüm galaksideki ırkları bir yerde toplayıp diplomasi ve kültürel, ekonomik kaynaşma alanı sunuyor. Hikayenin en iyi yanı siyaseti, ırklar arasındaki nefret ve çıkar ilişkilerini çok iyi anlatması. Şimdi sen o uzaylıları al ordan bizim dünya liderlerini koy, aynı boku yiyip, birbirlerinin kuyularını kazan yaratıklar görürüz. Neyse efendim hikaye zamanla gelişiyor ve ancak üçüncü sezonun sonların hikayenin asıl gelmek istediği noktayı kavrıyoruz. o ana gelene kadar olmadık şey kalmıyor tabi. Dizi aynı zamanda bir space opera, entrikalar, aşk, dram falan da var. Ama korkmayın Soap Opera'lar gibi değil. aşk meşk dizinin sadece ufak bir parçası.
Efendim dizi biterken serinin filmleri çekilmeye başlandı. beş sezon, beş film, bir Crusade adında spin-off ve bir de direct-to-dvd iki bölümü var serinin.
Farscape

Oyy anam anam. Bu dizi tam bir piskopat, sorunlu, kafayı yedirten, hastalıklı bir seri. Şimdi John Crithon diye bir astronot insanımız var tamam mı? bu eleman dizinin ilk bölümünde Farscape projesiyle uğraşıyor. Projenin amacı da protatip bir uzay mekiği yapmak vs. Eleman test uçuşu için biniyor, dünyanın yörüngesinden çıkıyor ve manevra yaparken karşısına bir solucan deliği beliriveriyor ve içeri çekiliyor zavallım. Bir anda kendisini galaksinin başka bir ucunda hapishane görevi gören bir uzay gemisinde buluyor. Ama bizim suçlularımız gemiyi elegeçirmiş ve barış muhafızları denilen ve galaksinin polisi olan ırktan kaçıyorlar. ve meğersem gemi de yaşayan organik bir canlıymış.
Evet evet gemi bir Leviathan ve yaşayan canlı bir gemi. bu gemiler manyak. Bizim geminin adı Moya ve bir dişi. Duygusal, uysal ve mürettebatına sadık bir gemi. Ve hamile. Evet gemi hamile. Dizi piskopat hastalıklı bir şey işte, bana sormayın nasıl oluyor diye. Bu gemiler dizinin bir bölümünde entrika bile çevirip karakterleri birbirine düşman bile ediyorlar o derece.
Ama asıl sorun bizim John. Nedeni de kimsenin sahip olmadığı ve insana büyük güç veren solucan deliği hakkında galaksideki en bilge kişi haline gelmesi. Durum böyle olunca bunun peşine galaksinin tamamı düşüyor. adamın başına gelmedik kalmıyor; dövülüyor, kesiliyor, öldürülüyor, diriliyor, tekrar öldürülüyor ama aslında ölmüyor plot twistler oluyor çok pis, beynine mikroçip sokuluyor, bu yüzden beyninde bilinç altında düşmanı olan Scorpious ile yaşamak zorunda kalıyor. beyni açılıyor, konuşma yetisi elinden alınıyor, ikiye bölünüyor, kopyalanıyor, klonlanıyor, ölüyor, gerçekten ölüyor, ama aslında ölmemiş oluyor. ama en sonunda tüm galaksinin ağzına sıçıyor ya, dizi bitince bir rahatladım, bir rahatladım sormayın keyfime. yazık ya, bir tanecik elemanın peşinde koca bir galaksi.
Dizideki John Crithon ve Aeryon Sun karakterlerini canlandıranlar dizi bitince Stargate Sg-1'a geçiyorlar. belirtelim. efendim dizi çok pahalıya patladığı için, zaten izleyici oranları da fazla olmadığı için iptal ediliyor ama neyse ki dört saatlik bir mini seri ile yarım kalan hikaye tamamlanıyor. Bu da bir space opera. John ile Aeryon arasında bitmek bilmeyen olaylar yüzünden gelişemeyen bir ilişki var. Ama harbiden John'un başına gelenler yüzünden adamın sağlıklı bir ilişki yaşaması da imkansız. yazık elemana ya, galaksinin ücra köşesinde çirkin çirkin adamlar bunun peşindeyken, fıstık gibi bir kız gemide, tam diyorsun eleman tavlayacak sonunda kadını, yok olmuyor. bir bokluk çıkıyor hep.
dizinin başka bir hastalıklı noktası da Rygel karakteri, bu eleman peluş bir oyuncak boyutunda gezegenlere hükmeden Yoda kılıklı bir tip. Ama asıl sorun midesine düşkün olması. o yüzden böbrekleri de çalışıyor elemanın. geğiriyor, osuruyor, sıçıyor, işiyor. hatta bir bölümde öyle bir sıçıyor ki kompleksin bir bölümünü yarattığı patlama ile yok ediyor. siz düşünün ne kadar hayvan bir dizi bu artık.

0 yorum:
Yorum Gönder